LONDRA'YA HOŞGELDİNİZ..

Bursa'nın Şirin İlçesi Orhaneli'nin Fadıl Köyü'nden Londra'ya Uzanan Yolculuk Sizlerle..



Keyifler Olsun..

20 Kasım 2010 Cumartesi

Çocuksu Anlarım


      Ben Anadolu’nun uzak bir köşesinden geldim’ deyip söze başlayanları biraz garip biraz da hoş bir tebessümle takip ederim  nedense. Onların ‘Anadoluluk’ vurgusu beni alıp götürür çocukluğuma. Ben de on iki yaşıma kadar bir Anadolu’nun dağ köyünde yaşadığımdan mı nedendir keyifle dinlerim Anadolu’ya dair sohbetlerini.

      Çok hoş hatıralarla dolu bir çocukluk geçirdim ben de Anadolu’nun bağrında. Ne kadar heyecanlı ne kadar keyifli bir çocukluktu. ‘Gözümde tütüyor’ derler ya; işte benim, o sımsıcak çocuksu günlerim gözümde tutuyor şimdilerde.
    
      Zaman zaman ufak tefek anlar olur ya; İnsanı alıp götürür maziye. İşte benim de, bazen hatıralarım gözümün önüne geliverir ve ben de o sıcacık günlerin özlemini çekerim. Bazen o kadar heyecanlanır ve o kadar çocukça bir hale bürünürüm ki; etrafımdakilerin garip bakışları altında kalıverir ve kendimi tanıyamaz olurum. Bir taraftan, o ruh halinden bir an evvel çıkmak isterken; diğer taraftan da bu çocuksu hissiyatım hiç bitmesin isterim.
     
  İşte bugün, o anlardan bir tanesini yaşadım. Arkadaşlarla  beraber Londra dışındaki ufak bir göl kenarına yolumuz düştü. Göl kenarındaki balık tutma ağlarını görünce yıllar önce köyümüzün altındaki derede babamla balık tutuşum aklıma geldi. Sabahın erken saatlerinde kalkar, babamla tarlayı sulamaya giderdik. Babam tarlayı sularken ben de tarlanın altında ki derede; babamla beraber kurduğumuz ağla balık tutmaya çalışırdım.
      
     Ufacık balık tutsam, hemen yalınayak metrelerce yolu koşarak gider ve balığı babamı gösterirdim büyük bir heyecanla. Ben heyacanla balığı babama gösterirken, babam da kahkalarla güler ve ‘Oğlum bu sıcakta o kadar yolu bunun için mı koşuyorsun’ diyerek bir baba şefkatiyle de kızardı. Ben de onun hoşuna gittiğini düşünür ve aynı hızla geriye koşar ve yine balık tutmaya çalışırdım.O yakıcı sıcağın altında, kimseciklerin olmadığı dere kenarında sessizce saatlerce balıkları izler, onların ağa takılmasını beklerdim.
         
     Yarabbi nasıl güzel günlerdi! Benim koşmaktan nefes nefese kalışım ve babamın o yemyeşil gözleriyle gülümsemi, hiç gözümün önünden gitmiyor. Hele babamın sulama kanallarıyla tarlaya gelen balıkları yakalamak için müthiş bir süratle koşması ve bir taraftan bana ‘Alesman koş diğer tarafa, önünü kes’ diyerek  heyecanla bağırması ve benim de çamurun içinde düşe kalka ona yetişmeye çalışmam..Ne kadar güzeldi… Nasıl keyifliydi… Bu nasıl anlatılır ki ya!!

   İşte bugün arkadaşlarla gölün kenarında balık tutma ağlarını görüp bir hızla arabaya ekmek almaya koşuşum, tüm bu yaşadıklarımı bir an gözümün önüne getiverdi ve çocukluğuma dönüverdim. Hüzünle doldu yüreğim ve bu gurbet ellerinde babamı ne kadar çok özlediğimi bir kez daha tüm yüreğimle hissettim.

Keyifler Olsun..

15 Kasım 2010 Pazartesi

Keyifli Bayramlar...


Bu arefe gününde masa başında bir şeyler yazmak ve az da olsa kendimle dertleşmek istiyorum.Dünyanın en karmaşık şehirlerinden birisindeki üçüncü bayramımı kutlayacağım yarın sabah... Dile kolay  tam onyedi ayım geçti şu koca şehirde...

Hep geçmişe dair anlatılmaya başlandığında ‘dün gibi hissediyorum’ denilir ya, işte benim de bu karanlık şehre gelişim sanki dün gibi...Aslında benim için dün bile değil; dünden daha yakın ve sıcak Londra’yla ilk kucaklaşmam. Şu da var ki; Bu bir kucaklaşma mı yoksa soğuk bir merhabalaşma mı, işte orasını hala  kestiremiyorum..Sanki soğuk bir merhabalaşmaya başlayan hikaye, sıcacık bir çay sohbetine doğru götürüyor beni. İlk günlerde korkuyla seyrettiğim şehir daha sıcak ve sevimli geliyor bana bugünlerde. Belki Londra ile hala yıldızım çok barışık değil ama; İngiltere’yle alıştık birbirimize...

Benim de adalı bir yarim var artık..O bana bir gösterdi güzel yüzünü, ben de ona aşık oluverdim.Bazen soğuk bazen sıcak yüzüyle her zaman gülümsüyor bu tarihi ada bana artık..Biz onunla sevgili olmadık belki  ama; iki aşığız artık o güzel  ve gizemli yüzünü gosterdiğinden beri. Sanki o arkasında koşulan maşukluğu tercih ediyor ben  ise maşuğun arkasından koşan aşığı.

Aşık olduğumdan mı nedir ‘Kesinlikle kalmam’ demelerim yerini 'belkilere' bıraktı bugünlerde ve ‘Neden olmasın’lara... Nasıl değişiyor insan değil mi!  ‘Olmaz’ denilen şeyler nasıl bir bir sıradanlaşıyor... Hayata adapte olmak bu olmalı...Kırmızı çizgileri yıkıp; diğer tarafa geçmek bu olmalı.

İşte yarın Suleymaniye de bir bayram sabah daha yaşayacağım... Benim için tatlı! bir sabah olacak..Hani şu geleneğimizin ve kültürümüzün dünyaya açılan yüzü haline gelen baklavalarla..İşte onları ikram ederek  başlayacak gurbetteki üçüncü bayramım.

Ne hissetmem beklenir ki; sevinçli olmam mı yoksa hüngür hüngür ağlayan bir adamın üzüntüsü mu tüm kalbimle hissetmem mi? Belki sevinçli olabilirim  artık bir aşığım çünkü..Belki de hüngür hüngür ağlamam gerekiyor sevdiklerimden çok uzaklarda olduğum için..İşte böylesine karışık duygularla ‘Merhaba’ diyeceğim Londra‘da bir bayram sabahına...  

İngiltere tüm güzelliği ile gelirde mâşukunu teselli eder ve sakladığı emanetini verir mi yarın bana bilmem ama; kalbi kırık ve hüzünlü bir bayram sabahına anamın, babamın, kardeşlerimin, dostlarımın özlemiyle hüzne boğularak gözlerimi açacağım sabahın erken saaatlerinde...

Keyifli Bayramlar...