LONDRA'YA HOŞGELDİNİZ..

Bursa'nın Şirin İlçesi Orhaneli'nin Fadıl Köyü'nden Londra'ya Uzanan Yolculuk Sizlerle..



Keyifler Olsun..

27 Eylül 2010 Pazartesi

Londra Underground'da Yolculuk..

Hayatta en çok keyif aldığım şeylerden birisidir gözlem yapmak.Öyle ki; saatlerce bir yerlerde oturup etrafımı seyretmekten çok keyif alırım. Bir de ben, soğuk bir kış gününde pek fazla kimsenin bilmediği hoş ve gizemli kuytu köşelerin hayranı olanlardanım. Elimde kahvem, masamdaki not defterim,kitabım; ben, etrafımı gözlemliyorsam öylece değmeyin keyfime!

Birçok insan, bunu çok can sıkıcı ve gereksiz olduğunu düşünür. Açıkçası ben öyle düşünenlerden değilim. Ben , bir yüzünü kendi iç dünyasına, diğer yüzünü  de dış dünyaya çeviren ve onlarla beraber  hayatına çok daha farklı renkler katabilmenin peşinde olanlardanım. Hani şu insanların en çok konuşan dili olan hal ve hareketlerinden güzel dersler çıkartabilen ve bunları çok hoş dakikaların habercisidir sayanlardanım.

Uzun zamandır Londra’daki Underground (Metro,Yeraltı treni) ve yolcuları benim merceğim altında bir nevi. Her Underground’a bindiğimde dikkatlice ama çaktırmadan insanları takip eder onların hayatını okumaya çalışırım.Bu anlamda müthiş yerlerden birisidir Londra Underground’ı kanaatimce.

İnsanların kim olduğuna dair; Onların size bir şey anlatmasına gerek yok eğer siz okumasını  ve dinlemesini iyi biliyorsanız.Giymiş olduğu kıyafet, okuduğu kitap, takip ettiği gazete veya dergi, oturma tarzi, ayakta duruş şekli, trene binişi ve inişi, ingilizce konuşma aksanı, dinlediği müzik, kullandığı parfüm, göz göze geldiğinizdeki sessiz tepkisi, insanları  göz ucuyla takip etmesi ve bunun gibi birçok şey, size o kişiyle alakalı birçok bilgi verir.

Underground hayatına dair gözlemlerime burada noktalı virgül koyup biraz da Underground’ın kendi şahsından bahsedelim.

Londra’nın simgesi ve övünç kaynağına haline gelen Underground sistemi hakikaten kaleme alınacak kadar ilginç bir yapıya sahip.

Bazı hatlarının hemen hemen yüz yıllıktan fazla olduğu  Londra Underground sistemi; Londralıların   vazgeçilmezi durumunda. Günlük milyonlarca insan Underground tünellerinde kayboluyor.

Underground trenleri, o kadar eski ki bazen kendinizi korku tünelinde ilerliyor ve her an karşınıza bir canavar çıkacakmış hissini kapılıyorsunuz. Pek tabi böyle bir yolculukta insanların  bu tedirginliğine şaşırmamalı. 

Özellikle merkezi hatlarda trene ulaşmak  için aşağıya doğru yüzlerce basamağı adımlamak zorunda kalıyorsunuz. Çok dar  ve eski bu merdivenlerde hemen üzerinizdeki  örümceklerin yuvalarını görüyor ;simsiyah ve kocaman örümceklerle göz göze gelip ürperiyorsunuz. Sanki size ’Seneler önce bu hatları ve sistemi biz kurduk ,dikkatli olun’ dercesine uyarıyor ve çelikten örülmüş simsiyah duvarlarda  gözden kayboluyorlar.

‘Örümcek ağı gibi örülmüş’ deyimi herhalde Londra Underground sistemi için türetilmiş. Dört  veya beş tren hattının, yerin altında üst üste uzandığı, onlarca hatla yüzlerce istasyonun birbirine düğümlendiği bu yer altı şehri var Londranın altında.

Eğer önceden dersinize iyi çalışmadıysanız gideceğiniz yeri bulmak ve oraya ulaşmak mümkün değil. Binlerce işaretin size yönlendirdiği bu ağ da; anlık bir dikkatsizliğiniz, size dakikalarca  tünelde yürümek ve metrelerce yükselen yürüyen merdivenlerde beklemek zorunda bırakabilr.Hele bir de gideceğiniz hatta çalışma varsa artık sizin için bir maceradır gün ışığını görmek.

Dışarıyla tamamen bağlantınız kesildiği yer altındaki kapkaranlık bir tünelde müthiş bir gürültüyle ilerliyor tren.Pekçok insanın aldırış etmediğini dikkatli bir şekilde kitap,gazete ve derdi  okumalarından anlıyorum.
Londralıların ‘Peak’ zamanı dedikleri vakte geldiyseniz bir de; balık istifi  gibi insanlarla yolculuk yapmak zorunda kalıyorsunuz.Bilmiyorum benzetme ne kadar doğru olur ama; ’mahşer günü gibi’ dedikleri şey bu olmalı.Hem kalabalık hem de rengarek..

İsterseniz şimdi de Underground yolcularına dair bir kaç kelam daha edip noktamızı koyalım.

Olağan durumlardandır Underground’da İngiltere başbakanını görmek ve yanyana yolculuk yapmak.Veya çok sevdiğiniz ,keyifle seyrettğiniz film yıldızıyla muhabbet ederek gitmek vaya en azından gözgöze gelip ‘merhaba’ demek. Hiç kimsenin bu anlamda takıntısı yok.Galiba Londra'yı  daha doğrusu İngiltereyi cazip kılan bu..

Türkiye mi dediniz…?

Ben düşenemiyorum…!

Keyifler Olsun.. 


14 Eylül 2010 Salı

İskoçya'ya Yolculuk..(İlk Gün;İlk Bölüm)

         Küçüklüğümden beri en beğenerek  ve keyif alarak okuduğum yazılardır gezi yazıları.Yazarın farklı diyarlara doğru yapmış olduğu yolculuklar hep beni cezbetmiş ve ben de o cezbenin içinde farklı dünyalarda kaybolmanın hazzını yaşamışımdır.Ben de her daim böyle uzun yolculuklar yapmayı ve bilinmeyen dünyaları keşfetmeyi hayal etmişimdir.

         İşte benim ingiltere yolculuğum bunun ilk adımıydı. Birleşik kırallık içerisindeki İngilterenin hemen hemen her şehrini  baştan sona dolaştım.Sonrasında Gallerdi benim ikinci durağım.Çok güzel yolculuklar ve geziler yaptım Krallık ülkesinde.

         Birleşik kırallık içindeki doğal güzelliği,düzeni,sessizliği içinde beni kendisine hayran bırakan bu iki ülkeden sonra şimdiki durağım İşkoçya..

       Yakın zamanda çok sevgili dostlarımla İckoçyaya doğru uzandık üç dört günlüğüne…Muhteşem doğal güzellikleri,keyifli insanları,etekli ve garip kıyafetli erkekleri,hoş seda aksanlı gençleriyle hakikaten görülmeye değer Krallığın kuzey ülkesi; İskoçya...

        Buyrun isterseniz başlayalım yolculuğa..

        Öncelikle şunu belirteyim uzun bir yolculuğa çıkıyorsanız rahat bir arabanız,ayrıntılı bir haritanız ve bolca atıştırmalığınız olmalı yol boyunca yanınızda.. Bilinmezliğe doğru keyifli yolculuklarda olmazsa olmaz unsurlardır bunlar.
Biz günler öncesinden planlamaya başlıyoruz İskoçya gezimizi,herşeyin eksiksiz olmasına gayret ediyor ve hoş bir gezinin heyacanıyla bekliyoruz gezi günü sabahını.

     Ve beklenen gün geldi nihayet...

     Artık gezimiz başlıyor...

     Londranın kuzeyine doğru yol almaya başlıyoruz çok hoş hayallerler ve heyacanlarla. Yolcululuğumuzn ilk duragı İngiliz tarihinin dünyaca bilinen kahramanlarından ; hani şu zenginden alıp fakire veren Robin hood'un şehri Nottigham.. Büyük bir kale ile selamlıyor bizi Nottinghamshire. Yönümüzü direk kaleye çeviriyoruz ama inatçı biletçiyle anlaşamıyoruz kale kapısında.Taarruz bir nevi sonuçsuz kalıyor! Kale duvarları oldukça muhkem!

     Kaleye giremeden geriye dönüyor ve  şehrin içinde dolaşmaya başlıyoruz.Öncelikle İstanbul tarzi tramwaylar şaşırtmıyor değil beni. Hüzünle belirliyor İstanbul silüeti gözümün önünde..
Düşünüyorum da İngiltere’de herhalde böyle bir ulaşım sistemi burdan  başka bir yerde yok.

     Önceden okuduğum bilgiler şehre dair çok fazla çekici değil  ama düzgün ve temiz sokaklarıyla görülmeye değer bir şehir... Hele elinizde çok güzel bir fotoğraf makinası ve yanınızda da fotoğraf delisi arkadaşlarınız varsa hakikaten güzel pozlar yakalamak için dolaşmaya değer.

       Bir açan bir kapanan ve hafif yağan  yağmurla dans eden güneşin altında şehri hızlıca turlayıp son olarak da  şehre kıyasla inanılmaz büyüklükteki katedrali dolaştıktan sonra arabamıza doğru dönüyoruz..Çok güzel ve gizemli bahçeleri olduğu söylenen ama bizim,onu için  vaktimizin olmadığı Robin Hood şehrine veda ediyoruz böylece.
       Yolculuğumuz devam ederken hemen şunu belirteyim; uzun yolculukların keyifli olması için en önemli şeylerden birisi de tabi ki size eşlik eden arkadaşlarınız.Ben o yönden çok şanslıyım şimdiden yolculuğun çok keyifli geçeceğinin sinyallerini alabiliyorum.

        Yolculuğumuz devam ederlen büyük bir golf sahasıyla karşılaşıyoruz.Pek  tabi böylesine büyük bir sahayı görüpte dolaşmamak olmaz az çok golfle ilgisi olan biri için. Aracımızdan inip yemyeşil,uçsuz bucaksız, beyaz giyimli yaşlı ingiliz zenginlerin mekanı  Thorpe wood golf Course da birkaç güzel poz aldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.İçim gidiyor bir kaç vuruş yapamadığım için ama yolumuz uzun oyalanmaya vaktimiz yok.
Şimdiki istikametimiz Dünya tarihi şehirleri arasında yerini alan Lincoln City.Önceleri gezilere başlamadan once çok namını duyduğum bir şehirdi.Hatta programa almış uzaklığından dolayı vazgeçmiştim.

      Lincoln Dünya tarihi miras listesine giren nadide ve hoş şehirlerden birisi..Ben şehirden bahsederken siz büyükçe bir şehir düşünmeyin  lütfen .Daha çok kasabavari bir havası var...Tabi  burda da bizi, tepede kurulmuş devasa bir katedral uzaktan selamlıyor diğer tüm dolaştığım tarihi şehirlerdeki gibi..Hakikaten çok büyük katadraller..Romalılardan kalma çoğu..Katedralin girişindeki ‘Bu katedralinin ayakta kalabilmesi için haftada ellibin pound gerekiyor lütfen bağış yapın’ yazısı da beni şaşırtıyor tabi..

      Katedral şu anda ibadet etmekten daha ziyade farklı seromoniler yapma  ve daha önemlisi türistlerin çekim merkezi olarak kullanılıyor.Hadi bunda da başarılı olmuyor değiller..Milyonlarca turist çekiyor tarihi lincoln şehri..
        Akşam saatlerinde vardığımızdan çok fazla bir  şey görme şansımız olmuyor..Ama gelmişken tarihi roma şehrinin dik sokaklarında ufak bir gezintiye de  yer vermeden dönmek istemiyoruz. Lincoln’un sokaklarında keyifle dolaşırken çok değişik çay çeşitleri görüyorum vitrinlerde.. Daha önceleri rastlamamıştım lincollülerin çay sevdasına okumalarımda..Ama sonradan anlıyorum herbirerinin iyi bir çay tiryakisi olduğunu.

      Hemen burda şunu belirteyim  britanya krallığında hemen hemen tüm şehirlerinde akşam altı civarında tüm şehir sessizliğe gömülüyor.Eğer akşam saatlerinde ulaştıysanız bir şehre yapacağınız tek şey bir otel bulup odanıza yerleşmek veya publara takılmak..Gezilebilecek yerleri görmeniz  veya alışveriş yapmanız mümkün değil çünkü.

     Lincoln'ın dik sokaklarında gezimizi bitirip yola koyuluyoruz..